Hakkında Time After Time
1979 yapımı 'Time After Time', bilim kurgu, gerilim ve macera türlerini ustalıkla harmanlayan bir klasiktir. Film, ünlü yazar H.G. Wells'in (Malcolm McDowell) icat ettiği bir zaman makinesini, çağdaşı ve arkadaşı olan John Leslie Stevenson'ın (David Warner) -gerçekte Jack the Ripper- çalıp 1979 yılına kaçmasıyla başlar. Wells, katili yakalamak ve makinesini geri almak için onu geleceğe, modern San Francisco'ya kadar takip eder. Burada, bankacı Amy Robbins (Mary Steenburgen) ile tanışır ve 20. yüzyılın şaşırtıcı gerçekleriyle yüzleşirken, aynı zamanda tehlikeli bir kovalamacanın içine dalar.
Yönetmen Nicholas Meyer, tarihi kurgu ile bilim kurguyu birleştirerek sürükleyici ve zekice bir hikaye sunar. Malcolm McDowell, idealist ve biraz naif H.G. Wells karakterini ikna edici bir şekilde canlandırırken, David Warner soğukkanlı ve korkutucu bir kötü adam portresi çizer. İkili arasındaki zıtlık ve gerilim filmin bel kemiğini oluşturur. Mary Steenburgen'in performansı ise filme duygusal bir derinlik katar.
'Time After Time', sadece bir kovalamaca filmi değil, aynı zamanda ilerleme, şiddet ve insan doğası üzerine düşündüren bir yapımdır. Wells'in 'geleceğe' dair ütopik hayalleri ile karşılaştığı 20. yüzyıl gerçekleri arasındaki tezat, filmin temel temasını oluşturur. 1970'lerin atmosferini başarıyla yansıtan görüntüler ve Miklós Rózsa'nın unutulmaz müziği izleyiciyi filmin dünyasına çeker. Zamanda yolculuk ve tarihi figürlerin kurgusal karşılaşmalarını sevenler için mutlaka izlenmesi gereken, akıcı kurgusu ve sağlam oyunculuklarıyla öne çıkan bir film.
Yönetmen Nicholas Meyer, tarihi kurgu ile bilim kurguyu birleştirerek sürükleyici ve zekice bir hikaye sunar. Malcolm McDowell, idealist ve biraz naif H.G. Wells karakterini ikna edici bir şekilde canlandırırken, David Warner soğukkanlı ve korkutucu bir kötü adam portresi çizer. İkili arasındaki zıtlık ve gerilim filmin bel kemiğini oluşturur. Mary Steenburgen'in performansı ise filme duygusal bir derinlik katar.
'Time After Time', sadece bir kovalamaca filmi değil, aynı zamanda ilerleme, şiddet ve insan doğası üzerine düşündüren bir yapımdır. Wells'in 'geleceğe' dair ütopik hayalleri ile karşılaştığı 20. yüzyıl gerçekleri arasındaki tezat, filmin temel temasını oluşturur. 1970'lerin atmosferini başarıyla yansıtan görüntüler ve Miklós Rózsa'nın unutulmaz müziği izleyiciyi filmin dünyasına çeker. Zamanda yolculuk ve tarihi figürlerin kurgusal karşılaşmalarını sevenler için mutlaka izlenmesi gereken, akıcı kurgusu ve sağlam oyunculuklarıyla öne çıkan bir film.


















